“Şaka mı bu?”
Gençlerin dilindeki bir itiraz…
Yorgunluğun, çaresizliğin ve değişmeyen düzene karşı bir tepki aslında.
Yıllardır seçim kazanamayan ana muhalefet, hiç bitmeyen iç kavgalar…
“Mecbur oy verdik!” diyen seçmenlerin pişmanlığı…
Diğer tarafta, vaatlerle elinde tutuğu sadık seçmen kitlesiyle uzun süre iktidarını koruyan otorite.
Gençler ise…
“Yaşlı siyasetinden bıktık… Artık kim gelirse gelsin.” diye başlayan sitem.
“hepsi aynı, oy falan yok” çünkü mevcut siyasi yüzlere karşı duyulan güvensizliğin protestosu.
Sınır Dışı Gerçekler Yazılar
2019’da Art Basel Miami’de milyon dolarlık bir muz, hem de duvara bantlı!
Adı “Comedian”. Yaratıcısı İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan.
Satın alan ise kripto para milyarderi Justin Sun, yeni çağın görünen kripto tanrısı.
Bu muz, küresel gücün ironik sermayesi.
Modern sanat artık kirlenen paranın en iyi temizleyicisi…
Şaşırmayalım!
Sanatın sahnesi, tarih boyunca kanla, parayla ve ideolojiyle şekillenmiştir.
2023 yılında kurulan American Kurdish Committee (Amerikan Kürt Komitesi – AKC), Washington, DC’de FARA (Foreign Agents Registration Act) kapsamında ABD Adalet Bakanlığı’na kayıtlıdır. AKC, kendisini kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak tanımlamakta…
Türkiye’de dil birliğinin bozulması, siyasal ve toplumsal dinamikleri derinden etkileyecek bilinçli bir stratejinin parçasıdır. Kimlik, aidiyet ve siyasi egemenlik açısından da büyük bir öneme sahip olan dil, ulus-devletlerin bütünleşmesini sağlar. Batılılar tarafından hedef ülkelerde çok dilli ve çok kimlikli yapıların teşvik edilmesi, parçalanma süreçlerini tetiklemiştir. Türkiye’de de benzer teşvikler Kürtler üzerinden yapılmaktadır. Futbol aracılığıyla “Amedspor” isminin yaygınlaştırılması ve Diyarbakır’ın “Amed” olarak adlandırılması, masum bir isimlendirme meselesi değil; PKK ve onun siyasi uzantısının, dil üzerinden bilinçli bir Kürt kimliği inşasıdır.
Sosyal medya platformu X’te Berü Ajans adlı sayfa, “Wan’da Görkemli Newroz Kutlaması” başlıklı yayınında, “Biji Serok Apo” sloganlarına ve terörist başı Öcalan’ın posterleriyle yapılan gösterilere yer vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında “Wan” adında bir il bulunmamaktadır. Doğru adı “Van”dır. Türk dil alfabesinde “W” harfi yoktur. Bu gerçeğe rağmen, bu söylemleri destekleyen gruplar Kürtçe üzerinden ayrılıkçı propagandalarına devam etmektedir.
Öte yandan, İstanbul Yenikapı’da Nevruz kutlama bahanesiyle, bebek katili Öcalan’ın görüntüleri ve konuşmalarının yayımlanması alenen terör örgütü propagandasıdır. Bölücü terör örgütünün faaliyetlerine bu denli alan açılması, toplumda infiale yol açmaktadır.
Benzer şekilde, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde, İshak Paşa yolu üzerinde sözde Kürdistan bezleri ile yürüyüş düzenlenmesi, Doğu Anadolu bölgemizde ‘özerklik’ ile ilgili soru işaretlerine yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herhangi bir bölgeye özerklik tanınması anayasal olarak mümkün değilken, terör örgütünün simgeleriyle yürüyüş düzenlenmesi, bölünmez bütünlüğümüze zarar vermektedir.
ABD’den cesur kadın ödülleriyle taçlanan, kadın hakları savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarının uyduruk projelerine gönül verenler, kadın hareketi adı altında “demokrasi projelerine” hizmet etmektedir. ABD’nin devlet destekli kuruluşlardan biri olan Ulusal Demokrasi…
Batı, tarih boyunca kendi çıkarlarına hizmet eden kuklalar yaratır, onları bir propaganda aracı olarak kullanır ve zamanı geldiğinde çöpe atar. Zelenski de bu döngünün son örneğidir.
Batı, Ukrayna’da Zelenski’yi nasıl bir savaşın içine sürükleyip kapı dışarı ettiyse, diğer hedef ülkelerde de aynı yöntemleri defalarca uyguladı.
Şimdi soru şu:
Bizim ülkemizdeki Zelenski’ler ne olacak?
“Piç” Sembolizmi…
Romanın başkarakterlerinden Asya, İstanbul’da yaşayan bir Türk gencidir; ancak geçmişinden, ailesinden ve kimliğinden kopuk, aidiyetsiz bir karakter olarak çizilir. Asya’nın babasız büyümesi, Türkiye’nin kimliksizleştirilmesine dair bir sembolik anlatı olarak okunabilir. Asya’nın şu cümlesi, bu durumu özetler niteliktedir:
“Benim kimliğim var mı gerçekten? Yoksa ben sadece onların bana öğrettiği biri miyim?”
Bir rap şarkısında geçen sözler şöyle:
Onlar arkadan havlar: “Rav-rav-rav-rav-rav-rav-rav…”Dedim ki: “Her şey bende var.” “Var-var-var-var-var-var-var…”
Türkçe rap müzik adı altında “köpek havlama” sesiyle söylenen bu şarkı milyonlarca gence ulaştı. Rap, tıpkı diğer müzik türleri gibi küresel elitlerin denetimindeki ‘sahte bir protesto hareketinin’ tınısı olarak moda oldu. Rap de Batının kültürel silahlarından biri olarak kullanıma sokuldu.
Hillary Clinton ve kızı Chelsea Clinton’ın yapım şirketi HiddenLight Productions tarafından desteklenen “Kobani’nin Kızları” adlı proje, Suriye’nin Kobani kentinde IŞİD’karşı savaşan ‘Kürt’ kadınların mücadelesini anlatıyor. Kitabın yazarı Gayle Tzemach Lemmon, Hillary Clinton’ın söylemiyle “olağanüstü bir hikâye anlatıcısı ve uluslararası sahnede cesaretin sembolü” olarak nitelendiriliyor. Hillary Clinton’ın öve öve bitiremediği yazar Lemmon, Pentagon ve Mercy Corps gibi Batılı stratejik kurumlarla yakın ilişkiler içinde. Mercy Corps gibi sivil görünümlü örgütler, insani yardım kisvesi altında, hedef ülkelerde bilgi toplama ve sosyal mühendislik çalışmaları yapmakla meşhur. Özellikle terör örgütleriyle pek içli dışlı çalışan Mercy Corps gibi kuruluşlar, bölgede PKK/YPG gibi yapılarla temaslar kuruyor ve bu yapıların toplum nezdinde meşrulaştırılmasına katkı sağlıyor. Yazar Lemmon, Kobani’nin Kızları için “kadınların özgürlük ve eşitlik için verdiği küresel bir mücadele” olduğunu savunuyor.
Ancak, parlatılmış bu küresel mücadele söylemi, Batı’nın Afganistan, Irak, Yemen ya da Gazze gibi bölgelerde kadın ve çocuklara karşı duyarsız tavrıyla çelişiyor. Afganistan’da bombalanan köylerde çocuklarını kaybeden anneler ya da Gazze’de işgale karşı hayatta kalmaya çalışan kadınlar, Irak’ta Amerikan askerleri tarafından işkence edilen insanlar, küresel medyada “özgürlük savaşçısı” olarak yansıtılmıyor.
Türkiye seçime doğru giderken ‘Kürt Meselesi’ nedense yeniden kaşınıyor. 2013-2015 yılları arası PKK ve uzantıları ile başlayan ve rafa kaldırılan çözüm sürecine yönelik hazırlanan rapor, Friedrich Ebert Vakfının (Friedrich Ebert Stiftung) desteğiyle basılmıştır.
Friedrich Ebert Vakfının Türkiye temsilcilerinin çalışmalarının maddi kaynağı Berlin’de bulunan vakıf merkezi tarafından sağlanıyor. Aynı zamanda da Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı (BMZ) tarafından denetleniyor.
Friedrich Ebert Vakfı aynı zamanda Türkiye’deki mülteciler konusunda da çalışmalar yapıyor hatta Göç Araştırmalar Derneğinin projelerine de destek sağlıyor.
Bu projelerden biri de “İşyerinden Mahallelere Suriyeli Emekçiler: Mekânsal Ayar, Sömürü ve Disiplin” başlıklı dersler. Yani mültecilerin -bize göre geçici koruma altındaki sığınmacıların- Türk toplumundaki yerlerinin kalıcı hale getirilmesi için çalışılmasıdır. Bu da demek oluyor ki; demografik yapımızın bozulmasına içeriden ve dışarıdan birileri gönülden destek oluyor.
Türkiye’nin demografik yapısının bozulmasıyla ilgilenenlerin, sözde ‘Kürt’ sorununa kafa yoranların tek bir merkezden birçok aracı kuruluşlarla asıl hedeflenen Türkiye’nin bölünmesi üzerine nasıl da faaliyetler yürüttüklerini açıktan görüyoruz.