Özgürlük Savaşçısı mı, Terörist mi?

Batı, kime “özgürlük savaşçısı”, kime “terörist” diyeceğini yalnızca kendi çıkarlarına göre karar veriyor. Batı merkezli medya, düşünce kuruluşları ve sanat dünyası, ezilen toplulukları uluslararası sahnede görünür hale getirerek, çoğu zaman ABD’nin yumuşak güç unsurları olarak propaganda amacıyla kullanıyor. Mesela, Arap Baharı’nda insanlar katledilirken zevkten dört köşe olan Hillary Clinton’ın yapımcılığını üstlendiği “Kobani’nin Kızları” ile Amerikan yapımı “Heval” adlı projeler, PKK’nın Suriye’deki kolu YPG’li teröristleri “özgürlük savaşçıları” olarak parlatıyor.

Hillary Clinton ve kızı Chelsea Clinton’ın yapım şirketi HiddenLight Productions tarafından desteklenen “Kobani’nin Kızları” adlı proje, Suriye’nin Kobani kentinde IŞİD’karşı savaşan ‘Kürt’ kadınların mücadelesini anlatıyor. Kitabın yazarı Gayle Tzemach Lemmon, Hillary Clinton’ın söylemiyle “olağanüstü bir hikâye anlatıcısı ve uluslararası sahnede cesaretin sembolü” olarak nitelendiriliyor. Hillary Clinton’ın öve öve bitiremediği yazar Lemmon, Pentagon ve Mercy Corps gibi Batılı stratejik kurumlarla yakın ilişkiler içinde. Mercy Corps gibi sivil görünümlü örgütler, insani yardım kisvesi altında, hedef ülkelerde bilgi toplama ve sosyal mühendislik çalışmaları yapmakla meşhur. Özellikle terör örgütleriyle pek içli dışlı çalışan Mercy Corps gibi kuruluşlar, bölgede PKK/YPG gibi yapılarla temaslar kuruyor ve bu yapıların toplum nezdinde meşrulaştırılmasına katkı sağlıyor. Yazar Lemmon, Kobani’nin Kızları için “kadınların özgürlük ve eşitlik için verdiği küresel bir mücadele” olduğunu savunuyor.

Ancak, parlatılmış bu küresel mücadele söylemi, Batı’nın Afganistan, Irak, Yemen ya da Gazze gibi bölgelerde kadın ve çocuklara karşı duyarsız tavrıyla çelişiyor. Afganistan’da bombalanan köylerde çocuklarını kaybeden anneler ya da Gazze’de işgale karşı hayatta kalmaya çalışan kadınlar, Irak’ta Amerikan askerleri tarafından işkence edilen insanlar, küresel medyada “özgürlük savaşçısı” olarak yansıtılmıyor.

Yemen’de, ABD’nin Suudi Arabistan’a sağladığı silahlarla sürdürdüğü savaşta, BM’nin raporuna göre 233 bin kişi hayatını kaybetti. Gazze’de, İsrail’in ağır bombardımanları altında 7 Ekim 2023’ten bu yana 17 bin 818’i çocuk, 12 bin 287’si kadın olmak üzere 45 bin 553 Filistinli öldü. Ancak ne Yemen’deki kadınlar ne de Gazze’deki kadınlar, Batı’nın sanat ve medya dünyasında ‘Kürt’ kadınlarının gördüğü ilgiyi görmüyor.

“Heval” Kürtçesi “Yoldaş”mış!

“Heval” (Kürtçede “yoldaş”) adlı yapım, 2021 yılında Adam R. Wood tarafından çekilen bir belgesel filmdir. İngiliz asıllı aktör Michael Enright’ın Hollywood kariyerini bırakarak Suriye’de ‘Kürt’ YPG’nin IŞİD’e karşı verdiği mücadeleye katılmasını konu alıyor. Belgesel, YPG’nin özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’de toplumsal eşitlik, kadın özgürlüğü ve demokrasiye dayalı ideolojisini olumlu bir şekilde aktarırken, Batı’nın Suriye’ye müdahalesini haklı çıkarak bir anlatı sunuyor. Kadın savunma birlikleri (YPJ) ve onların mücadeleye katkıları, belgeselde özellikle vurgulanıyor. Ancak insan hakları kuruluşlarının bazı raporlarına göre, YPG’nin sivilleri zorla silâhaltına aldığı, YPJ’ye katılmak istemeyen kadınların zorla bu birliklere dâhil ettiği, yerel Arap topluluklarını yerinden ettiği ve kontrol ettiği bölgelerde yaşayan farklı etnik ve dini gruplarına yönelik etnik temizliğinden belgeselde söz edilmiyor. Sivil toplum kuruluşu Human Right Watch tarafından, 2015’te YPG’nin kontrolüne geçen bölgelerde yaşayan Arap nüfusunun yerine ‘Kürt’leri yerleştirdiği raporlanmıştır. YPG’nin ABD destekli operasyonlar gerçekleştirdiği göz önüne alındığında, bu tür yapımlarda özellikle ‘Kürt’ kadın figürlerinin “özgürlük ve eşitlik” için savaşan kahramanlar olarak gösterilmesi, Batı’nın bölgedeki çıkarlarını örtmek için kullandığı bir taktiktir.

Havuç ve Sopa

Batı’nın kime “özgürlük savaşçısı” diyeceği, hangi kadınları kahramanlaştıracağı ve hangi dramları ön plana çıkaracağı tamamen politik ve stratejik çıkarlarına göre belirleniyor. Batı, Irak ve Afganistan’daki insanları “özgürleştirmek” ve bölgeye “demokrasi getirmek” bahanesiyle yıllarca işgal etti. Bu işgal sürecinde milyonlarca kadın ve çocuklar yaşamını yitirirken, bu kayıplar Hollywood filmlerinde ya da Batılı raporlarda “terörle mücadele” olarak gösterildi.

2003 yılında, ABD’nin başını çektiği koalisyon, Irak’ta kitle imha silahları bulunduğuna dair yalanlarla Irak’ı işgal etti. Bu işgal sürecinde, ABD ve koalisyon güçlerine karşı direniş gösteren Iraklılar terörizmle nitelendirildi. Manipülasyonun ana merkezi Medya, (BBC ve CNN gibi) özellikle işgalin ilk yıllarında, Irak’ta yerel halkın direnişini terörist olarak göstermiştir. Irak’ta ABD ve koalisyon güçlerin meşruiyetinin sağlanması için kullanılan bu dil, milyonlarca sivilin ölümüne, büyük bir insani krize ve Ortadoğu’da uzun süreli istikrarsızlığa neden oldu. 2003 işgalinden sonra, Irak’ta IŞİD gibi radikal grupların ortaya çıkmasıyla ülkede bir güvenlik boşluğu oluştu. İşte bu güvenlik boşluğunu yaratan el ABD ve ortakları, bu güvenlik boşluğuna karşı yine ABD silah ve lojistik desteği verdiği bir diğer terörist gruplarla doldurmaktadır. Amaç, parçalanmış ülkeler…

Batı, kendi sınırları içerisindeki ezilen gruplara -siyahî topluluklar, sınırlarındaki göçmenler veya kadınlar- karşı sergilediği sert ve baskıcı tutumları görmezden gelirken, Ortadoğu’da stratejik çıkarlarına hizmet eden ‘Kürt’ler gibi belirli toplulukların sırtını sıvazlıyor.

Sonuç olarak, Clinton ailesinin desteklediği “Kobani’nin Kızları” ve Amerikan yapımı “Heval” gibi projeler, sadece sinema veya belgesel eseri olmaktan öte, Batı’nın Ortadoğu’da siyasi ve stratejik çıkarlarının desteklemek için kullanılan propaganda araçlarıdır. Bu tür yapımlar, bölgedeki gerçekleri yansıtmaktan çok Batı’nın müdahalelerini haklı çıkarmak için kurgulanmıştır.

Havucu yiyen topluluklar bu kurguları şakşaklıyor.

Peki ya, yemeyenler?

Gamze Köse, 28 Ocak 2025

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir