2019’da Art Basel Miami’de milyon dolarlık bir muz, hem de duvara bantlı!
Adı “Comedian”. Yaratıcısı İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan.
Satın alan ise kripto para milyarderi Justin Sun, yeni çağın görünen kripto tanrısı.
Bu muz, küresel gücün ironik sermayesi.
Modern sanat artık kirlenen paranın en iyi temizleyicisi…
Şaşırmayalım!
Sanatın sahnesi, tarih boyunca kanla, parayla ve ideolojiyle şekillenmiştir.
1937’de Hitler ve Mussolini, İspanya’nın Guernica kasabasına bombalar yağdırdığında Pablo Picasso, bu vahşeti siyah-beyaz bir çığlıkla duyurdu. Guernica’daki katliam, tarihin en çıplak utancıydı. Bu resim, katliamcıların suç duyurusuydu.
Ve tablo New York’a, Rockefeller’ların müzesine gitti. MoMA, modern sanatın tapınağı ama duvarlarında kan kokusu hep taze. Evet, aynı Rockefeller’lar Vietnam’daki savaşın da sponsoruydu.
Guernica tablosu, savaş bankerinin duvarında asılıydı.
Gazeteci Seymour Hersh, Vietnam’daki My Lai’deki çocuk cesetlerini fotoğrafladı. Tüm dünya Amerikan vahşetini gördü. O sırada MoMA’nın önünde protesto vardı: “Guernica barış içindir; katliamı fonlayan müzede yeri yok!” diye haykırdılar. Ama sistemin kulakları sağırdı. Tıpkı Birleşmiş Milletlerin Irak’ı Amerikan bombalarıyla “özgürleştirmeye ve demokratikleştirmeye” karar verirken arkada duran Guernica’nın üzerinin örtülmesi gibi.
Çünkü o tablo, kan isteyenlerin gözlerine gerçeği haykırıyordu.
Dönelim Soğuk Savaş dönemine… Vietnam Savaşı sonrası Amerika’nın kanlı imajını sanatla temizleme operasyonuna!
Başkan Truman, “Biz özgür dünyayız. Düşman ise diktatör!” dediğinde, kültürel ve psikolojik operasyonların düğmesine basıldı.
Ve sahnede CIA!
Bu sahnede Pollock’un fırça darbeleri, Rothko’nun renkleri ve MoMA’nın sergileri vardı.
Adı Congress for Cultural Freedom (CCF) — yani Kültürel Özgürlük Kongresi.
Özgürlük mü, işte o palavra! Bir tür “Entelektüel NATO”!
Kongrenin yöneticisi Michael Josselson, CIA ajanı.
Eski Ajan Tom Braden açıkça söylüyor: “Sovyetlerdeki sanat ve kültür anlayışına karşı, Batı Avrupa’daki aydınları birleştirmek…” (Banu Avar, Alaycı Kuş, 2025, s.55)
Bu kongre tam 35 ülkede ofis açtı. Konserler verdiler, sergiler düzenlediler, konferansları finanse ettiler. Yirmiden fazla edebiyat ve sanat dergisi çıkardılar. İngiltere’de Encounter, Fransa’da Partisan Review, Almanya’da Der Monat’tı. Bu dergiler aynı minvalde yani CIA’nin rotasında kalem oynatıyordu.
Araştırmacı gazeteci Frances Stonor Saunders, belgeleriyle yazdı: Bu dergiler CIA destekliydi. Fonlar paravan vakıflar üzerinden gizlice aktarılıyor, abonelikler bedava dağıtılıyor, tirajlar şişiriliyor, sergiler dünyayı geziyor… Böylece Amerikan kapitalizmi “özgür düşünce” kisvesiyle satılıyordu. (Saunders, 1999, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı)
Çoğu yazarçizer, sanatçı, aydın bilmemeliydi CIA’den maaşlı olduklarını. İşte o nedenle “Long Leash” yani “Uzun Tasma” yöntemi kullanıldı. Sanatçılar kendilerini serbest sanacaklardı ama tasma enselerindeydi, tutan el de Washington’daydı.
Fonlanan sergiler, gizlice desteklenen dergiler ve dağıtılan ödüller… Hepsi Amerikan hegemonyasını kabul ettirmek için tasmanın ucundaki yemler!
Bize anlatılan, politikadan arındırılmış “özgür” ve “bağımsız” sanat mavraları!
Oysa tablolara saklanan fonlar Rockefeller, Ford, Fairfield gibi “hayırsever” vakıflardandı.
“Hayırseverlik” mi diyelim? Hayır: Propaganda!
Sanatçıya düşen mi? Ya bu düzenin piyonu olmak ya da gerçekten özgür olup bedelini ödemek… Yahut soyut dışavurumculuk akımının sadık sanatçısı Ad Reinhardt gibi ahlaklı yalnızlık!
Amerika’da havalı bir sanat akımı doğuyor.
Adı mı? Soyut Dışavurumculuk…
Başta bir başkaldırıydı, “Yeni Dünya”ya karşı bir isyan. Ama sonra dönemin soğuk savaş siyasetinde, Soyut Dışavurumculuk pazarı için “çok kârlı” olduğu yönünde makaleler yayımlanıyor ve bu sanat vitrinlere düşüyor, katalogların ve dergilerin sayfalarına düşüyordu.
“Bağımsız sanat” dediğin şey Pentagon’un koynuna saklanmıştı.
Ad Reinhardt işte tam burada ayrılıyor kalabalıktan. Arkadaşları düşmüştü o parıltılı tuzağa… Bir zamanlar “huysuzlar” olarak anılan ressamlar artık Vogue dergi kapaklarında takım elbiseli, pahalı saatli, borsa dilinde konuşan adamlardı. (Saunders, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı, s.329)
MoMA (Museum of Modern Art), CIA fonlarıyla sergi açıyor Avrupa’da.
Müzenin Başkanı Nelson Rockefeller, hani şu savaşların sponsoru Rockefeller ailesinin evladı. 1933’te Lenin figürünü çizdi diye Diego Rivera’nın duvar resmini yıktıran adam. Sansürün efendisi ama ne tesadüf ki bağımsız modern sanatın da destekleyicisi oluyordu.
Sosyolog James Petras, bu süreci şöyle özetliyor: “Özgürlük adı altında dolaşıma sokulan bu sanat, aslında Batı’nın kapitalist ideolojik üstünlüğünü meşrulaştırdı.” (Monthly Review)
Bugün Türkiye’de de aynı şey yaşanıyor aslında…
Birileri çıkıyor, “bağımsız sanat” diyor ama fonu Avrupa Birliği’nden, oradan buradan.
Mesela Diyarbakır’da bir sergi sergileniyor. Öyle şaşaalı öyle havalı ki Batı fonlarıyla pompalanan, uçaklarla taşınan sosyetik kalabalıklarla parlatılan bir sergi!
Oysa aynı eski senaryo: “Uzun Tasma”nın yerli versiyonu.
Kimlikler, renkler, sloganlar ile bölücü, yakıcı, yıkıcı propagandanın yeni tonları.
Tıpkı tarihte olduğu gibi, yine aynı ihanet!
Arshile Gorky, Van doğumlu bir ressam. 20.yüzyılın Amerikan modernizminin öncülerinden sayıldı. Çünkü resimlerinde Batı’nın sözde Ermeni soykırımı anlatısını işledi.
Gorky’nin Sanatçı ve Annesi adlı tablosu, Batı sanat çevrelerinde yıllarca Osmanlı’ya dair tek yanlı bir tarih anlatısının, yani “sözde soykırım”ın simgesi olarak alkışlandı.
Bu yalan anlatı günümüze kadar sürüyor işte!
Eski CIA ajanı Tom Braden, yıllar sonra itirafta bulunuyor:
“Evet, ahlaksızdık. Ama savaş böyleydi.”
Dünya genelindeki işçi ve öğrenci hareketlerini, sanat çevrelerini CIA eliyle yönlendirdik. Fonlarla, burslarla, dergilerle, sergilerle dünyayı şekillendirdik.
CIA’den birisi bir org çalıyor.
CIA’in örtülü operasyonlar şefi Frank Wisner, “Mighty Wurlitzer” yani “Güçlü Org”un tuşlarına basıyor.
Bir tuşa bastı mı Paris’te bir sergi açılıyor, bir notaya bastı mı Londra’da bir dergi çıkıyor.
Romancılar, şairler, eleştirmenler…
Hepsi aynı melodinin notasında dans ediyor.
Düşmanı bombalamak yerine, kültürel bombalarla zihinleri havaya uçuruyorlar.
Bugün?
Org hâlâ çalıyor.
Bu kez dijital, bu kez küresel, bu kez de kirli…
Fonlar, platformlar, bienaller, sponsorlar aynı melodiyi söylüyor:
“Özgürlük, demokrasi, çağdaşlık!”
Ama orgun başında yine aynı eller: güç, para, ideoloji.
Guernica’nın kanlarından muzun gölgesi doğdu.
Biri savaşın çığlığıydı, öteki sermayenin kahkahası.
Belki tuvaller değişti ama arkasındaki güç hep aynı kaldı.
Sahi ya… Sanat kimin özgürlüğü içindi?
Gamze Köse, 15 Ekim 2025
İlk Yorumu Siz Yapın