“Türkiyeli” Değil TÜRK!

Son yıllarda Türkiye’de, “Türk” ve “Türkçe” kavramlarının yerine “Türkiyeli” ve “Türkiye yargısı”, “Türkiye sineması” gibi ifadelerin öne çıkarılması; anadilde eğitim söylemleriyle desteklenen “çok kimlikli ve çok dilli yapı” propagandası, Türkiye’nin ulus-devlet yapısını zayıflatmaya yönelik küresel bir stratejidir.

BBC Türkçe, Deutsche Welle ve Voice of America gibi küresel yayın organları, “Türkiye yargısı”, “Türkiye sineması”, “Türkiye edebiyatı” gibi söylemleri ön plana çıkararak, Türkiye’deki etnik ve dilsel çeşitliliği kaşıyan haberler yapmaktadır. Örneğin, BBC Türkçe adlı haber sitesi, “57. Türkiye Sineması Ödülleri” başlıklı haber yayımlamış ve bu haberde “Türk sineması” yerine “Türkiye sineması” söylemini öne çıkarmıştır.

Dil Üzerinden Kimlik İnşası

Türkiye’de dil birliğinin bozulması, siyasal ve toplumsal dinamikleri derinden etkileyecek bilinçli bir stratejinin parçasıdır. Kimlik, aidiyet ve siyasi egemenlik açısından da büyük bir öneme sahip olan dil, ulus-devletlerin bütünleşmesini sağlar. Batılılar tarafından hedef ülkelerde çok dilli ve çok kimlikli yapıların teşvik edilmesi, parçalanma süreçlerini tetiklemiştir. Türkiye’de de benzer teşvikler Kürtler üzerinden yapılmaktadır. Futbol aracılığıyla “Amedspor” isminin yaygınlaştırılması ve Diyarbakır’ın “Amed” olarak adlandırılması, masum bir isimlendirme meselesi değil; PKK ve onun siyasi uzantısının, dil üzerinden bilinçli bir Kürt kimliği inşasıdır.

Sosyal medya platformu X’te Berü Ajans adlı sayfa, “Wan’da Görkemli Newroz Kutlaması” başlıklı yayınında, “Biji Serok Apo” sloganlarına ve terörist başı Öcalan’ın posterleriyle yapılan gösterilere yer vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında “Wan” adında bir il bulunmamaktadır. Doğru adı “Van”dır. Türk dil alfabesinde “W” harfi yoktur. Bu gerçeğe rağmen, bu söylemleri destekleyen gruplar Kürtçe üzerinden ayrılıkçı propagandalarına devam etmektedir.

Öte yandan, İstanbul Yenikapı’da Nevruz kutlama bahanesiyle, bebek katili Öcalan’ın görüntüleri ve konuşmalarının yayımlanması alenen terör örgütü propagandasıdır. Bölücü terör örgütünün faaliyetlerine bu denli alan açılması, toplumda infiale yol açmaktadır.

Benzer şekilde, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde, İshak Paşa yolu üzerinde sözde Kürdistan bezleri ile yürüyüş düzenlenmesi, Doğu Anadolu bölgemizde ‘özerklik’ ile ilgili soru işaretlerine yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herhangi bir bölgeye özerklik tanınması anayasal olarak mümkün değilken, terör örgütünün simgeleriyle yürüyüş düzenlenmesi, bölünmez bütünlüğümüze zarar vermektedir.

Anayasa’nın Dokunulmaz Maddeleri

Eski Başbakan Binali Yıldırım, İzmir’de Hukuki Araştırmalar Derneği’nce düzenlenen Yeni Anayasa Buluşmaları programında, ‘Anayasadan Türklüğü çıkaralım’ dedi. Ayrıca, Türkiye’ye özerklik demek olan ‘ademi merkeziyetçilik’i yani her şeyi Ankara’dan kontrol etmek yerine yerel yönetimlere yetki devrinin yapılmasını savundu.

Eski TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Rûdaw’a verdiği röportajda Türkiye’nin Kürt ve Türk vatandaşlarının ortak devleti olduğunu vurgulayarak, gelecekte yeni bir anayasa yapılması halinde Kürtlerin haklarının daha geniş bir şekilde tanımlanabileceğini ifade etti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısıyla başlayan sürece ilişkin DEM Parti’nin yazılı açıklamasında, 4 maddelik ‘çözüm’ bildirgesindeki talepler arasında anayasa değişikliği de yer alıyor.

Anayasa’nın 3. maddesi, Türkiye’nin resmi dili Türkçe olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu belirtir. Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Anayasa’nın 42. madde ise Türkçeden başka hiçbir dilin, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dil olarak okutulamayacağını ve öğretilemeyeceğini hükme bağlar. 66. madde ise vatandaşlık tanımı ile ilgilidir: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Anayasanın bu değiştirilemez maddeleriyle sorunu olanlar, uluslararası kurumlar ve küresel medya aracılığıyla, Türkiye’de çok kimlikli ve çok dilli bir yapının teşvik edilmesini sağlamaya çalışmaktadır. Oysa çok dilli devletlerin yaşadığı sorunlara bakıldığında, bu tür politikaların etnik ayrışmayı körüklediği ve siyasal bölünmelere zemin hazırladığı görülmektedir.

Örneğin, Yugoslavya’da resmi diller arasında Sırpça-Hırvatça, Slovence ve Makedonca konuşuluyordu. “Çok kimlikli yapı” söylemi, dilsel ve etnik kimlikler temelindeki ayrışmaların iç savaşlara dönüşmesiyle Yugoslavya’nın tamamen parçalanmasıyla sonuçlandı. Belçika’da da Flamanca ve Fransızca konuşan topluluklar arasındaki dil üzerinden yaşanan ayrışma, zaman içinde yönetimsel ve ekonomik anlaşmazlıklarla birleşerek federal bir yapıyı zorunlu kılmıştır.

Türklere “Türkiyeli” Dayatması…

Anayasanın 66. maddesi, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür ifadesiyle toplumsal birlikteliği vurgularken, bunu yeterince birleştirici bulmayanlar, “Türkiyeli” gibi yapay bir kavramı üst kimlik olarak savunmaktadır.

Fransa’da kimse “Fransalı” demezken, İngiltere’de kimse “Britanyalı” demezken “British” olarak adlandırılıyorken, Amerika’da herkes “American” olarak tanımlanıyorken, Türkiye’de neden “Türkiyeli” dayatması yapılmaktadır? Eğer çok dillilik savunuluyorsa, ABD yakın zamanda İngilizceyi tek resmi dil olarak ilan eden bir kararnameyi “ulusal birliğimizi sağlayan en önemli unsurdur” diyerek neden imzaladı?

Fransa da aynı şekilde, ulus-devlet yapısını koruma adına Fransızcadan başka hiçbir dili resmi olarak tanımamaktadır. Ancak Türkiye söz konusu olduğunda, etnik ve dilsel çeşitliliği hunharca desteklemektedir.

2006 yılında, Gazeteci-Yazar Banu Avar’ın Fransız Ermenisi Patrick Deveciyan ile yaptığı meşhur röportajı hatırlayalım.

Deveciyan, sinirle:

“Bana etnik kökenimi söyleyemezsiniz! Ben Ermeni değilim, Fransız’ım. Fransa bir ulus-devlet ve ben de Fransız vatandaşıyım. Yani Fransız’ım.”
Banu Avar sorar: “Ama siz değil misiniz Türkiye’de insanlara, Kürt, Laz, Çerkez, Süryani denilmeli diyen?”

Deveciyan’ın cevabı ise: “O başka…” (Kaynak: https://youtu.be/Gn-2szOdIrE?si=YzliaTJkJuQcM_0F)

Batı’nın Türkiye’ye Karşı İkiyüzlülüğü

Batı, Türkiye’ye “çok kimlikli ve çok dilli yapı” dayatırken, kendi topraklarında ulusal birliği güçlendiren politikalar uygulamaktadır. Avrupa Birliği, 2000’lerin başından itibaren Türkiye’den “Kürtçe anadilde eğitim”, “Kürtlere özerklik verilmesini” talep ederken, aynı Avrupa Birliği, İspanya’da Katalanca gibi bölgesel dilin resmi statü kazanmasını, Katalan halkının bölgesel özerklik taleplerini ve bağımsızlık referandumlarını, İspanya’nın ulusal birliğini tehdit eden bir unsur olarak değerlendirmektedir.

Katalonya Özerk Bölgesi Başkanı Carles Puigdemont, “Avrupa Birliği, İspanya hükümetinin Katalan halkının temel haklarını ihlal etmesi karşısında sessiz kalırken ancak Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerinde bu haklar kısıtlandığında çok cesurlar” demesi Batı’nın Türkiye’nin bölünmesi üzerinden elde edeceği kazanımlarının kanıtıdır. (Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41437383)

“Türkiyeli”, “Türkiye sineması”, gibi kelime cambazlıkları ve “çok dilli yapı” söylemi, Türkiye’nin ulus-devlet anlayışını eriterek, uzun vadede etnik ayrışmayı ve toplumsal bölünmeyi körükleyecektir. Kürtçenin anayasal güvenceye kavuşturulması ve anadilde eğitimin sağlanması gibi talepler, Türkiye’de etnik kimlik, dil ve özerklik talepleriyle doğrudan bağlantılıdır.

İşte bu yüzden, Türkiyeli değil, Türk’üz!

Gamze Köse, 23 Mart 2025

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir